“Şurası”nı Anlamadım


Tüm dersleri bırakmak var aslında. Sözlü’lüğü sevmiyorum, sözler kadar… Aslında sözlerdir hayatın anlamı, sözcükler… Verilenler gerçekten tutulsaydılar…

Sözlüden geçip yazılıdan kalanlar olacaktır… Her şey yağmurların boyunduruğunda kalmış, anlamıyorlar; anlayanlar da korkarak uzaklaşıyorlar, nereye koşsalar ufuk çizgine ulaşamayacaklarından habersiz zavallılar…

Çok kalktık tahtaya, en zor soruları, en formüllü problemleri çözdük, sayfalarca ezberledik hatırlıyorsun değil mi? Her seferinde üç dört bilinmeyenli denklemleri çözmemizi istediler. Değer verdik çıkmadı, şıklardan gittik tutmadı… Mantıklı insanlardık, öyle inanırdık ama bu defa mantık da çare olmadı…

Böyle geçti işte yıllar, not kaygıları, belge telaşları, diploma sevinçleri…

Hiç biri hiçbir işe yaramadı. Hiçbir eğitim bir sonrakini öğretmedi, böyle geçti gençlik yılları, kendimizi kandırdık, insanlar bizi kandırdı, en zorlu dönemeçlerden dönüyorduk aslında, bir çocuk edasıyla ürkek, bir genç ilkesiyle idealist ve her şeyden öteydi “aşk”…

Sonra kaldık, başka arkadaşlar edindik, biri üst sınıfa geçti, sen sınıfta kaldın, öğretmenler değişti, bir şey öğretirlerken unutanlar çıktı. Ezberler bozuldu, ezan okundu, yaşamsal döngüler kısıldı, teneffüs aralarında tahtayı hep ben sildim, senin toz yutmaman adına…

İsminin yanına çarpı koydurmadım, kimseye yazdırmadım adını… Kendi aldığım ve tüm derslerde ortak kullandığım beş ortalı defter dışında…

Adının harfleri gibiydi benim yaşamım…

Tüm kaygılarım…

Şimdi söz zamanı…

Söz’lü zamanı…

Bakalım yazılıdan geçirecekler mi?

Ben hiç kalkmıyorum artık tahtaya,  sorulan sorulara parmak kaldırmıyorum, bildiklerimi söylüyorum hala, ama söz almadan. Söz veriyor insanlar uyacaklarına. Pervasızca giriyoruz bazen söz aralarına… Herkesle aynı elbise altında söylemek,  sınıfın ileri gelenlerinden olmak, öğretmenlerin gözüne girmek anlamsız…

Kaldık bu sınıfta. Ya da geçtik…

Ama birlikte yapamadık bunu…

Şimdi, geri dönüp anlamadığımız tüm konuları yeniden soracak hevesimiz bahanemiz zamanımız ya da inancımız olsa…

Kantinde kuyruğa girsek…

Cebimizdeki bozuk paraları sayıp; avucumuzun içinde saydıklarımızı başparmağımızla itelesek, sahiplenerek…

Uzak artık her şey…

Sözlü notları zayıf, öğretmen de bilmiyor ne sorduğunu, herkes saçmalıyor zaten tahtada…

Ders sonunda tükeniyor dakikalar…

Anlamadıklarımızı sormaya çekiniyoruz belki de hala…

Eksiklerle geçiyoruz derslerden…

Dersler geçiyor…

Zaman geçiyor…

Sözlü, yazılı falan filan…

Parmağını kaldırmadan konuşma bir daha…

Öğrencinin yasaktır künye, yüzük takması unutma…

Parmağımdaki söz…

Hocam, ben “şurasını” anlamadım…

Siz anladınız mı?

Yayın Tarihi: 20 Şubat 2010


Yazarımızı Tanıyalım!

Sarahatun Demir

İnsan, memleketini neden sever?.. Başka çaresi yoktur da ondan. Ama, biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir... Orayı seversen orası dünyanın en güzel yeridir... Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir.


Bu içerik Sarahatun Demir tarafından 12 Nisan 2010 tarihinde sağlanmıştır.
Bu Sayfanın Kısa Bağlantısı (Short URL):    www.web5a.com/?p=148  

“Şurası”nı Anlamadım ile Benzer Yazılar:

12 Nisan 2010 Saat : 7:29

“Şurası”nı Anlamadım Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
reklam

Gözucuyla Bakılanlar

Firefox Eklentileri HBK blog Web5a.com Yenile
Login