Salondaki Tek Ölü Ben Değildim.
Hepimiz Kendimizin Katiliyiz, aynalar yalan söylemez.
Beni öldürenin ellerini kanımla lekeledim. Bu beni daha masum kılmadı ve katilim olduğundan daha suçlu değil. Kanla ödenmesi gereken hiçbir başlangıcım olmamıştı oysa.
Beni öldürdü, bedenimde bir düzen halinde dolaşan ılık, kırmızı sıvı ruhumla beraber akıp gitti.
Şimdi soruyorum kendime beni canlı tutanın ne olduğunu; Bedenimden sızan o ılık kırmızı sıvı mı yaşatıyordu beni? Ağzımdan çıkıp ait olduğu yere sessizce süzülen ruhumla mı yaşıyordum ben- ki ruhumu yaşatanın rengi de kırmızı değil de nedir?- Yoksa katilimin bedenimde açtığı derin bıçak yarası mıdır öldüren beni-ya da ruhumun beni terk etmesi için ihtiyaç duyduğu şey kana susamış bir bıçak kesiği miydi?-
Ama daha kansız ölümlere de şahit oldum ben!
…
Salon gülmek için gelmiş insan kalabalığıyla dolu, ben ne için gittiğimi bilmiyorum, belki bir parça gülmek için evet. Filmin gösterim dışını kuşatmış gülkurusu bir renk hâkim duvarlarda. Gösterim alanını kapsayan sınırlı dikdörtgen kutunun bittiği yer sanki sana nerede olduğun bilincini aşılıyor. Bütün köşeleriyle burası bir sinema salonu- yani Azrail’le buluştuğum ilk ve tek yer olan 3 numaralı sinema salonu- sol yanımda bulunan f–8 numaralı koltuk nedense boş ve ben kesinlikle f–9 numaralı koltukta öldüm.
Daha önce daha lekesiz ölümlerim olmuştu, şimdi bu halimle ne kadar ölüm olmadıklarını anlıyorum-anlamak için biraz geç kaldım sanırım- 3 numaralı sinema salonunun gülkurusuna boyanmış duvarlarından daha yukarılara doğru süzülürken son kez baktığım bedenim ölümümün diğerlerine nazaran daha gerçek olduğunu hissettiriyor bana.
…
Daha önce daha lekesiz ölümlerim oldu benim ama ruhumun azat olunması için kanlı bir bıçak kesiğine ihtiyacım varmış-Hepsinin ortak paydası acı değilse nedir?-
…
Filmin en vasat sahnesinde öldüğümü şimdi bulunduğum yerden bakınca fark ediyorum. Hayat ne garip, ölüyorken bile kendi bildiğini okutuyor insana. Oysa değil bu sahne bu sinema salonu bile olmamalıydı öleceğim yer. Islak, tutkulu bir öpücükle ruhumu önce sevgiliye sonra Allah’a teslim edebilirdim. Tanrım böylesi duygusal bir kula bari bunu nasip etseydin diye düşünüyorum. Neyse sağlık olsun. Ya da sen bilirsin.
Sonra yüzümü katilime çevirmeyi neden bu kadar geciktirdiğimi fark edip dikiyorum gözlerimi gözlerine, gözlerini bir yerden tanıyorum, yüzünü, bıçağı tutan ellerini hatta bıçağı tutuş şeklini, kanımla lekelediğim sağ elindeki yüzüğü! Derin bir oh, sonrası şaşkınlık. Aman tanrım! Katil benmişim. Şimdi hiç yoktan o kadar yıl hapis yatılır mı diye geçiriyorum içimden, ölüm halinden salıverilir miyim diyorum. Yahu ben ne diyorum.
Vurularak ölmek neden bu kadar popüler anlıyorum bir an, harakiri yapamayacak kadar canı tatlı oluşumuzu da. Acıyor be kardeşim, bıçakla şaka olmaz be kardeşim…
…
Sonra sabah olduğunda unutmamak için not alıyorum gördüğüm rüyayı. Gülkurusu bir sinema salonu, Rüyada katil görmek, rüyada katil olduğunu görmek, rüyada öldürülmek, rüyada aynı anda hem ölmek hem öldürülmek, rüyada panik, saçmalık…
Sonra biz dün gece neresinde kalmıştık hayatın? Damarlarıma gayriihtiyarî bir bakış, hayatın neresine kadar yeter ki bu akış?
Ruhum önce Allah’a sonra sana emanet…
Yayın Tarihi: 15 Nisan 2009