Bir kelimenin içinde terk ettiler her şeyi. Olan çok şey yoktu ki zaten. Belki de çabuk bitenler bu yüzden tüketmişti kendini…
Birinin yüzünde battı öbürünün açığı. Ne limanı anan oldu içlerinde, ne denizi anımsayan. Sonra yasa büründüler. Kesilmiş bir ses uğultusunun tenha bir tarafında, adamın sözlerini hatırladığı için kendine pişman kendine küs kendine sus’tu kadın. Cezalandıramadığı bir sevginin içinde dönerken kalbi, ödüllendirilmeyeceğinden emin bir gerçek aşk’ı tanımanın ve onu taşımanın onurunu sadece kendi hissediyordu. Bu yüzden hoyrat davranmıyordu davranamıyordu içinde sevgi barındıran hiçbir gerçeğe… Bu gerçek artık bir sonsuzluğun içinde hiç’e dönmüş olsa bile…
Sonrası yalan. Anlatılamayan anlaşılmayan aslında sorgulanması bile fazla olan bir karmaşalar bütünü…
İçimde her satırını ince ince dokuyorsun. Ama sus mektup. Seni duysam da yemin ederim ki bu defa şehvetini kalemime bulaştırmayacağım.
Yağmurlar yağacak. Bu kocaman gök gürültüsünden sonra kararan havadan anladım. Güneşi gören yüzün parlayacak. Sesinde başka bir yankı. Sözünde katil bir kelimenin terki. Kapattığın kapıdan geri dönmeyi hiç istemeyeceksin o zaman. Seni çağıranın gözleriyle mahşerin en tenha kuytuluğunda denk gelsen, başın dimdik bakacaksın. Korkmadan… Utanmadan.. Sıkılmadan…
Şimdi sus mektup. Yazdırmaya çalışma fikrinden süzülüp duygundan geçenleri. Kuyruğuna basılmış bir kedinin aczidir tırmık. Tırmıklarını kelimeye söyletme. Ne pulun var üstelik bir zarfın en sol tarafına tükürüğünle mühür edeceğin, ne resmiyetsiz bir kalp desenli zarf yakışır bu yazılan k’ağıt üstüne… Sus mektup. Bana tek kelimeyi ölümsüzleştirme. İçimde kırılıp dışımda can çekişip döngüde bir son olsun yaşananlar…
Masada el izi. Sadece onu anlatacak kadar gerçek ve heyecanlı bir güzelliğin terli mührü. Terini tenimle ilk kardeş ettiğin günle vedalaştığın gün arasında tek bir gün daha yokmuş… Var olanlar bir masal başlangıcına dönmüş derken. Bir varmış sonra sonsuza kadar yoklaşmış…
Burada ıslandım. Bu sığınağı bakımsız ama güzel yürekte. Ki zaten kurur muyum diye düşünmeye cesaret etmektir ıslanmak. Bir surete neler sığdırırken sana biçilen elbiseye karşıdan baktığında canının közlenmesidir bazen de aşk. Közde biberi közde patatesi közde patlıcanı közde kestaneyi severek yediğim çok oldu. Közde terbiye oluyor yürek. Ağır. Sessiz. İnceden…
Sus mektup. Senin son sözün çoktan söylenmiş.
(*) ..” hoşça kal,
olacaklar sensiz olsun
daha durmam boşluklarında ben,
Unutuyorum.”
…
(*) Emre Aydın Kâğıt Evler albümü Hoşça kal isimli şarkı.