“Demirhan DEMİR”


Bir Darbe

12 Eylül 1980…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yönetime üçüncü açık müdahale olarak bilinmektedir 12 Eylül. Özellikle 60’lı yılların sonlarına doğru Türkiye’de de önemli ölçüde hız kazanan gençlik hareketlerinin yayılarak çok geniş kitlelere dönüşmesi, birçok işçi sınıfı temsilcilerinin de tepkilere destek vererek bu haykırışın daha bir gür çıkmasını sağlamasıyla giderek çoğalan kitle birçok olayı da beraberinde getirmiştir bu tarihlerde. Türkiye’nin ‘Tam Bağımsızlığı’ sloganını kendilerine öngören, ülkelerinin gerçekten demokratik olması için savaşan, ezilen halkların haklarını savunanları, hiçbir zaman anlamak istememişlerdir. Emperyalizmle mücadele için 70’li yıllarda büyük ölçüde harekete geçen öğrenciler mücadelelerinin gereğini anlayabilenleri de yanlarına alarak ilerler olmuştu. Bu sayede daha bir güç kazanarak ülkeleri ve halklarının bağımsız bir şekilde yaşam sürmesi için mücadele verecek olan sınıfın önlerine çıkan en büyük engellerden birini gericiler oluşturmuştu. Merak ediyorum da; sadık bir köpek misali ne kadar haksızlıkla karşılaşırsa karşılaşsın her zaman sahibinin yanında yer alan bu sınıf hiç mi “Gerici” sıfatından gocunmamıştır?. Tabii benimsemiş olmaları da ayrı bir güzellik insan ne olduğunu bilmeli her zaman için. Gerici sınıfın Anti-Emperyalist gençliğe karşı yürüttüğü bu ters politika getirmiştir belki de tüm olayları.. Kanlı Pazar, Kahramanmaraş ve Fatsa olayları.. Birbirinden tamamen farklı tarihlerde gerçekleşmiş olan, kanların aktığı ve gözaltlarının yaşandığı bu ve buna benzer olayların failleri kimdir? Çoğu zaman suçlu sıfatının verildiği kişiler olmamıştır aslında olayların asıl failleri. Haykırışlara kendi çıkarları(ki kendi çıkarları bile olsa neyse bunun adı emperyalizm idi) doğrultusunda dur demek isteyenler her zaman için sebep olmuştur kan dökülmesine vahşetlere, olayların büyümesine.. Bu kadar mı zordu ülkelerinin bağımsızlığının hasretiyle yananların mücadelesi? Bu muydu bir ülkede haklarını arayanlara gericilerin müdahalesi? 70’li yıllardan itibaren devamlı, durmaksızın devam eden bu mücadelelere karşı koymak gerektiğinin bilincindeydiler elbette. Bir şeylerden rahatsız oldukları açıktı olabildiğince. Ülkesinin emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmasından çekinenler ne kadar da belliydi.. Asmalarla kesmelerle başladılar olaylara. Fakat bunun daha bir çoğalmaya neden olduğunu, yılmaktan yorulmaktan çok daha hızlı yürümeye neden olduklarını fark ettiler geç de olsa. Ve yıllar yılı devam eden olaylardan sonra bir karar aldı TSK. Bunun adı ‘Darbe’ idi. Sokağa çıkma yasaklarına alışkın olan halk belki de çok yadırgamamıştı olup biteni. Asıl zulmedilenler hep yumruğu havada olanlar, içerdekiler olmuştu belki de(!)… Ve tam 12 Eylül 1980 günü derin bir sessizlik bürünmüştü Türkiye’nin birçok yerinde. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan okunan ilk bildiriye göre:

TSK İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştu.

Sıkıyönetim ilan edilen illerin sayısı olabildiğince fazlaydı. Sonuçları ağır olmuştu bu darbenin. Gencecik yaşta mücadeleleri uğruna katledilenler, zulmedilenler.. Ekonomik, siyasi bunalımlar yıllar yılı sürecekti. Erdal Eren… Henüz 17 yaşındaydı. Hakkında fazla bir bilgiye gerek yok. Onun, asılmasına çok kısa bir süre kala kendisini ziyaret eden gazeteci Savaş Ay’a “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18′den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söylemesi yeterliydi her şeyi anlamak, gerçekleri bilmek için.

İdam edilenler hakkında dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in “Asmayalım da Besleyelim mi?” şeklinde söyledikleri sözler ise günümüzde hala popülerliğini korumaktadır(!) Kenan Evren 3 Ekim 1984′de yaptığı Muş gezisi sırasındaki konuşmada şunları söylemiştir; “Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?”

Bir Darbe…

Sonuçları arasında şunlar mevcut..

“650.000 kişi göz altına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, Haklarında idam cezası verilenlerden 50′si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).

İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi, 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü , 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi, 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu, 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi, 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahla öldürüldü, Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi, Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi -kaçarken- vuruldu, 95 kişi -çatışmada- öldü, 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi ve 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi”.

Astılar, kestiler, katlettiler fakat… Susturamadılar… Hâlâ!…

Demirhan DEMİR

(09.09.2008)

Yayın Tarihi: 12 Eylül 2009


Yazarımızı Tanıyalım!

Web5a Yönetici

Web5a.com web sitesinin her bir şeyi!




Bu içerik Web5a Yönetici tarafından 13 Nisan 2010 tarihinde sağlanmıştır.
Bu Sayfanın Kısa Bağlantısı (Short URL):    www.web5a.com/?p=440  

“Demirhan DEMİR” ile Benzer Yazılar:

13 Nisan 2010 Saat : 12:18

“Demirhan DEMİR” Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
reklam

Gözucuyla Bakılanlar

Firefox Eklentileri HBK blog Web5a.com Yenile
Login