En büyük coşku Milli maçlarda yaşanıyor sanırım hele de favori takımının güzide oyuncusu atmışsa golü…Hayatta böyle işte favori kimse coşku ona göre rütbe kazanıyor; senaryodan çok oyuncuya veririz oyumuzu ya da şarkıdan çok şarkıcıya çünkü mantığımızdan önce kalbimizle görürüz ve duyarız çoğu zaman ya da ben öyle olduğunu düşünüyorum…
Elime kalem aldığımda yazar olduğumu hayal ederim bazen de resim çizerim en karasından tamda sevgilinin gözleri üzerinde oynuyor kalemim her çizgi biraz daha belirginleştiriyor bakışları, içim ısınıyor. Bana hayatımı pembe düşündüğüm söylendiğinde kaygıya kapılmadım değil ancak bunun da gerekli olduğunu düşünüyorum hatta böyle olmaktan mutlu bile olduğumu söyleyebilirim.
Susarak anlatmanın kendini kandırmak olduğunu yeni keşfettim, yaşamını hiçbir zaman bir tepenin üzerinden seyredemiyor insan. Hayata ne kadar eklersen o kadar pay alırsın, istisnadır zira çok alıp az vermesi hayatın.
Liseden bir arkadaşım yerel gazetelerimizin birinde foto muhabirliği yapmaya başlamış kendine ait köşesine kurulmuş bir elinde fotoğraf makinesi yüzünde tuhaf bir gülümseyiş…Hatırlıyorum da lisedeyken de sevmezdim kendisini ama o sahte gülümseyişle daha bir itici geldi nedense!!! Aslında beni hiç ilgilendirmiyor demek isterdim ama iyi bir örnek olduğunu ve göz ardı etmek istemediğimi hissediyorum… Nedir örnek olmasını sağlayan sebep?
Bu sabah işe gitmek için yola çıktığımda -ki şehir merkezinden oldukça uzakta bir yere gitmek için sabah 7:30’da çıkıyorum evden- nereye gidiyorum sorusuyla karşılaştım! Evet gitmek eylemini gerçekleştiriyorum ama nereye? Hiç tanımadığım daha sonra da tanımayacağım insanlarla sıra sıra dizilmiş kimseye dokunmadan, konuşmadan – sadece para transferi esnasındaki bir iki cümle ki parayı yardımlaşma usulü “kaptan”a uzatana dek sürer bu- yolculuk yapıyorum hemde her sabah…Bu sabahın diğer sabahlardan tek farkı yağmur yağıyor olmasıydı o kadar. Öyle ki üstünde kavis bile olmayan o dümdüz yolda giderken yüksek rakımlarda kulakları basınçla tıkanan dağcı misali kulaklarımın uğuldadığını hissediyorum çoğu zaman… Eve dönüş yolundaysa tam tersine yükseklik düşüyor, kulaklarımdaki uğultu her saniye azalıyor. Şimdi ben yolu mu sevmiyorum? Yolculuğu mu? Yolun sonunu mu? Gerçekten zor bir soru.
Aslında demek istediğim şey bu mesleği seçmek benim fikrim değildi, foto muhabirliğini seçen arkadaşımda salt kendi iradesiyle seçmemişti bu mesleği belki sonradan sevmişti ama yinede kendisi seçmemişti çünkü küçüklüğünden itibaren amcasının şipşakçı dükkanında çalışmış, eli bu işe meyil vermiş, şartlar olgunlaşıp gerekli irtibat sağlanınca kendisini gazetedeki resmin içinde gülümser bulmuştu birden. İşte ben de böyleyim tüm okul hayatım boyunca matematik ve bölümlerinden oldukça uzak duran, tarih ve edebiyat aşkıyla dolu ben muhasebeci oldum evet tüm günüm 4 (dört) işlem kullanarak, hesap yaparak, olasılıklar üstünde durarak geçiyor. Sorarsanız bana sevmiyor musun? diye, seviyorum aslında hem de azımsanmayacak kadar çok ama “favori”m değil…
Şimdi en azından mutlu etsin diye beni meslek hayatımdaki 2 (iki) yıllık kariyerimden ödün vererek harıl harıl-belki biraz abarttım ders çalışıyorum istediğim şeylerin gelecekte beni geçindirmeyeceği gerçeğinin omuzlarımdaki ağırlığıyla…Ve bu sabahın diğer sabahlardan tek farkı yağmur yağıyor olması…
O zaman davetsiz bir konuktu yolculukta; şimdiyse yolculuğun pusulası oldu…
Yayın Tarihi: 19 Ekim 2007
Bir solukta okunan yazılar olur, o yazılar çok kez de keyif verir de bilgi pek vermez. bu yazı farklı; hem bir solukluk kadar keyifli hem ciddi tesipitleri içinde barındıracak kadar "duruş"lu bir yazı olmuş. kutlamak isterim. gayet güzeldi.
Konuk Yazar uygulamasının ne kadar güzel birşey olduğunun ispatıdır bu yazı… Tasvirler süper, özellikle de "Öyle ki üstünde kavis bile olmayan o dümdüz yolda giderken yüksek rakımlarda kulakları basınçla tıkanan dağcı misali kulaklarımın uğuldadığını hissediyorum çoğu zaman& Eve dönüş yolundaysa tam tersine yükseklik düşüyor, kulaklarımdaki uğultu her saniye azalıyor. Şimdi ben yolu mu sevmiyorum? Yolculuğu mu? Yolun sonunu mu? Gerçekten zor bir soru." kısmı… Bayıldım, bayıldım…
Teşekkür ederim…