İstanbul


(Divan edebiyatının 15. yüzyıl temsilcileri, edebiyatın gelişim sürecine en önemli katkıları sağlamış şairleri içinde barındırır. Bunun iki nedeni var bana kalırsa; biri dönem hükümdarlarının şair oluşu ve dolayısıyla şiiri edebiyatı desteklemeleri, ikincisi de bu dönem şairlerinin Divan Edebiyatı anlamında hem biçim hem içerik yönüyle kusursuza yakın eserler vermeleri…)

Bugünlerde başımı yastıkla buluÅŸturduktan sonra ötesini hatırlamıyorum. Böyle yorgun yataÄŸa girmek aslında bir yanıyla fazlasıyla güzel bir durum. Çünkü böyle zamanlarda baÅŸ yastıkta, günün muhasebesi iÅŸkencesine açlaşırsın bir süre. Ve bu açlık hali yoÄŸunluk devam ettikçe bitmez. Küçüklükten bu yana “Allah’ın açlıkla terbiye etmemesi” biçiminde dualarla büyütülmüş bir neslin çocukları olsak da bazen gerçek doyuma ulaÅŸabilmek için aç kalınması gerektiÄŸine dair bir inanç büyüttüm içimde ben. Açlıkla terbiye olmalı insan. Doymanın ne demek olduÄŸunu sindirsin diye…

Yüklemsiz yaşanmış günlerden birinde zaman geceydi yine. Yorgundum. Aslında sabah güzel başlamıştı gün. Havada güneş vardı. Kısa kollu ince giyinmeleri özleyen bedenler, havanın kendisini aldatacağını bile bile yazlıklarla bezedi çıplaklığını. Bazıları aylardır kendisine yaren ceketlerini hırkalarını hemen bir köşeye fırlattı. Ben de bunlardan biriydim.

Eve dönerken yağmura yakalandım derken. Bahar yağmurundan sonra toprağı ıslatan o nemli damla kokusu benim için hep çok tanrısal bir şeydir. İçime çekmesini bir gıda mahiyetiyle sever, bu işlemi sindire sindire gerçekleştirmeyi yeğlerim. Yağan yağmur giderek hızlanıyordu. Caddenin diğer yanı benim yürüdüğüm tarafa oranla biraz daha kalabalıktı. Önümde, yağmur ıslattıkça sevdiğine sokulan bir kadın, kadını kollarıyla dolarken onu yağmurdan sakınmak isteyen bir adam yürüyorlardı. Yağmur hızlandıkça çiftin adımları da hızlanıyordu. Ülkem insanları daha çok ıska konularda orantının doğru olanını seviyordu. Ben, yağmur hızlandıkça adımlarımı yavaşlatıyordum. Bilerek isteyerek hissederek ıslanıyordum…

Eve dönüş için durağa vardı çift. Benim durağa varmama biraz vardı daha. Ama yine de çift görüş mesafemdeydi. Birazdan durağa vardım. Saate baktım. Takriben bineceğim otobüsün gelmesine 15 dakika gibi bir süre vardı. Yağmurdan korunmak için birbirine sokulmuş insanlara, caddede koşuşturanlara durmak ve bakmak iyi geldi. Derken gelen iki otobüs, durağı tenhalaştırdı. Benim otobüsüm ve çiftin bineceği otobüs hala gelmesi için tarafımızdan bekleniyordu. Birazdan çiftin otobüsü de geldi.. Estetik bir suskunlukla anlaştığına karar verdiğim çift, elele otobüse binip uzaklaştılar…

İzsiz zamanlardan geçmeyi dilemedim hiç. Birinin şimdiki zamanı, benim geçmiş zamanımdı. Benim şimdiki zamanım gün geldi birilerinin gelecek zamanına bulandı. Bundan hiç şikâyet etmedim. Edilmemesi gerektiğini bildim. Çünkü birkaç zaman vardı evrende ve hepimiz bu sirküler döngünün birer parçasıydık. Parçası olmak da zorundaydık.

İzlerimi sevdim ben. Ne kadar burkan izler de olsa bırakılanlar ya da benim açtıklarım; onları sahiplenmem gerektiğine inandım.

15. yüzyıl usta ÅŸairlerinden Åžeyhi’nin o meÅŸhur mesnevisi Harname’yi bilenler bilir. Hiciv edebiyatının usta örneklerinden biridir mesnevi. Ve asıl bölümünde olmayacak hayaller peÅŸinde koÅŸarken elindekileri de kaybeden bir eÅŸeÄŸin hikâyesidir anlatılan. Elimde neler kaldı hesabını yapmayı biraz geciktirmiÅŸ olsam da yitenleri yitirilenleri gidenleri kalanları herkesi sahiplendi yüreÄŸim. Dedim ki benim yolumdan geçti hepsi. Bulutlu günler, yaÄŸmurlar, karlar, boranlar… Hepsi biÅŸeylerin müjdecisi bitiÅŸi ya da baÅŸlangıcı için vesileydi ve evet hiçbiri tesadüf deÄŸildi.

UÄŸurladıklarımız buyur ettiklerimiz başımızın üzerine koyduklarımız yüreÄŸimizi ezenler bizim bilerek ya da istemeyerek çiÄŸnediklerimiz… Alışmak mı kabullenmek mi cevabı çok net verilemeyecek biÅŸey var insanoÄŸlu denilen mahlûkun fıtratında… Sindirebiliyoruz. Bu erdemi ya erken ya geç ya zamanlı ama bir ÅŸekilde hepimiz uygulayarak ayakta kalıyoruz. Åžeyhi’nin dediÄŸi gibi olmaz hayallerle olacakları yitiriyoruz bazen. O zaman da baÅŸka yollar açılıyor önümüzde. Yürünmek için. Yeni öyküler biriktirmek için. YaÅŸarken bir kader çizgisinin olduÄŸuna inanmak için…

Kaç yaÄŸmur ıslattı toprağı. Çift miydi düşen yaÄŸmur damlalarının topraktaki sayısı, yoksa tek mi bilemem. Neyi istiyorsa onu yaÅŸamalı insan. İş iÅŸten geçti mi diye düşünmeden. İşin iÅŸten geçmesi deÄŸil ki mühim olan. İç geçmemiÅŸse can’dan, yaÅŸanacaklar için hala umut vardır o zaman. Umudunuz bitmesin. Toprağın bereketiyle en verimli bu çaÄŸda döllensin doÄŸacak olan. Döl tutmuÅŸsa ne kork ne telaÅŸa kapıl. Dokuz ay on gün beklemek zorunda deÄŸilsin. Belki çok daha erken. Ya da sabrın itaatiyle öğrenmen gereken, milyonlarca dokuz aylar geçer üstünden. Ama doÄŸacaksa, hak etmiÅŸsen bir nur topunu kucaklamayı, o zaman her bir zorluÄŸun onurla gelirsin üstesinden. Muhakkak kollarının arasında yerini alır doÄŸması beklenen. Gözün ışıkla parlar. Gözlerinden öpersin. Göz aydınına gelirler. Kabul edersin.

Geçip giden sadece zaman değil. Zamanın geçirgen yapısının içinde olgunlaşan gelişen büyüyen yeşeren bişeyler var. Tava gelen koparılması beklenen tatlanan güzelleşen meyveye duran bereketli bişey…

Biraz evvel sımsıkı birbirine kenetli o iki eli ayıracak herhangi bir ayraç varsa, yine kendi bedenlerinde gizli kadınla erkeğin öyle ya.

Bugün sevdim İstanbul’u. Martılarla aynı dili olmasa da aynı dini bölüştüğümüzü hissettim.

Seven nefret eden unutan hatırlayan bu dünyada kalan ya da baÅŸka bir evrene yol almış olan… Ahmaklıkla gerçek iyiliÄŸin ortasından bir çizgi çizip kavramları iki eÅŸit parçaya ayırdım. İç geçmemiÅŸse can’dan, kesilmeyecek olanın adıdır ümit. Ben buradayım. Ahmaklıkla gerçek iyiliÄŸin en orta noktasındayım. Hepinizi selamlarım…


Yazarımızı Tanıyalım!

Sarahatun Demir

İnsan, memleketini neden sever?.. Başka çaresi yoktur da ondan. Ama, biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir... Orayı seversen orası dünyanın en güzel yeridir... Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir.


Bu içerik Sarahatun Demir tarafından 26 Nisan 2010 tarihinde sağlanmıştır.
Bu Sayfanın Kısa BaÄŸlantısı (Short URL):    www.web5a.com/?p=565  

İstanbul ile Benzer Yazılar:

26 Nisan 2010 Saat : 9:49

“İstanbul” için 3 Yorum

  1. Rojda Deniz Akg&ouml diyor ki:

    öyle güzel bir yüreÄŸe sahipsin ki sen Sıpa Gözüm bu yürekte daim olmayı hakedecek olanı çok ÅŸanslı sayarım. Yine çok güzel yazmışsın. YüreÄŸen saÄŸlı:)

  2. mustafa türkyı diyor ki:

    sara eline sağlık.

  3. çaÄŸrı diyor ki:

    yazılarının içeriÄŸini anlamak kolay deÄŸil. belli bir birikim gerekli. edebiyat alanında halettiÄŸin yerde olman dileÄŸiyle. yüreÄŸine saÄŸlık kuzen.

İstanbul Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
reklam

Gözucuyla Bakılanlar

Firefox Eklentileri HBK blog Web5a.com Yenile
Login