G.D.O.


Grip-Domuz-Organizma

Son zamanlarda gündemde ağırlıklı olarak 2 konu var. Birisi grip diğeri genetiği değiştirilmiş organizma.

Öncelikle grip konusunda sunu söylemek istiyorum, her söylenene inanmayın ve bir cevap arıyorsanız eskilerin, ninelerinizin, dedelerinizin önerilerini dinleyin. Eskiler geçmişte pek çok salgın gördüler ve bunları öyle aşıyla, maskeyle değil doğal yollardan atlattılar.

Annelerimiz hep demezler miydi dışarıdan gelince ellerini yıka, tuvaletten çıkınca ellerini yıka diye? Eskiler her mevsimin meyvesi çıktığında pazara gidip özenle bu meyveleri alıp aksam ziyafet çekmezler miydi? Aslında bizimde bu salgından korunma yollarımız bunlar olmalı. Domuzu, maymunu boş verin aklınızı çalıştırın biraz…

Çözüm aslında basit; ellerinizi sürekli yıkayın, ağız ve burun hijyeniğinizi sağlayın. Tuzlu gargara idealdir. Elleriniz temiz olmadığı veya risk noktalarına temas ettikten sonra (özellikle kapı kolları ve toplu tasım araçları) yemek yemeyin, gözünüzü ovuşturmayın ve ya burnunuzu karıştırmayın. ;) Bu noktalar grip virüsünün bulaşma noktalarıdır.

Kesinlikle vitaminsiz kalmayın ve mevsim meyvelerini tüketin. Çünkü doğa bir dengedir. Kışın C vitamini içerikli meyveler olduğu gibi, yazın sıvı içerikli meyveler olur. Tanrı bu düzeni kusursuz kurmuştur buna inanın.

Zayıf düşmeyin, taşa oturmayın, uykusuz kalmayın. Sadece 2 ay sağlıklı ve dikkatli yaşamaya çalışın hiçbir şeycik olmaz.

Aslında meyve konusunda biraz karışık son günlerde. GDO diye bir illeti kabul etti bu ülke geçenlerde. Bilmeyenler için GDO Genetiği Değiştirilmiş Organizma demek oluyor.

Genetiği değiştirilmiş demek aslında pek çok anlama geliyor. Gen teknolojisi sonu bilinmeyen bir gelişme. Bir yanda çok az su ile yetişebilen, dayanıklı gıdalar kadar yararlı olabilecek pozitif kısım, diğer yanda çilek tadında muz görünümünde gıdalar kadar doğaya ters ve kötü bir durum. Ancak şu sıra gündemde tartışılan olay özellikle soya ve mısırda kullanılan bir teknik.

Bitkinin verimi için ziraiyi ilaçlama gerekiyor bu ilaç çeşitli bakterileri ve böcekleri bitkiden uzak tutarak verim artırıyor tabiî ki pahalı ve zahmetli ancak GDO’lu gıdalar kendi içlerine yerleştirilen DNA’lar sayesinde bu ilacı kendi hücrelerinde üretebiliyor. Sonuç? Bizde onları yiyoruz. Çok basit değil mi?

Güzel ülkemdeki yöneticiler radyasyon yok diye cay içti, su temiz diye su içti, yarında GDO zararsız diye “hıyar”(salatalık) yiyecekler göreceksiniz.

Bundan on yıl sonra bu ülkedeki insanlarda tıpkı şu anda olduğu gibi saçma sapan hastalıklar çıkacak. GDO özellikle hammadde olan ürünlere uygulandığından ürün çeşitliliği genişliyor.

Olayı ehlinden dinlemek istersek;

*TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın;

`GDO`lu üretimin yüzde 99`unu ABD, Arjantin, Kanada ve Çin yapıyor. Türkiye, GDO`lu üretimin yüzde 90`ından fazlasını oluşturan 4 ana üründe, yani pamuk, soya, kanola ve mısırda ithalat yapıyor. İthalatın yapıldığı ülkeler de ABD ve Arjantin. Türkiye`de ithalatçı bir firma `ithal ettiğim hammaddede GDO yok` derse bu beyan yeterli sayılıyor. Türkiye`ye 2003`te 1.8 milyon ton mısır, 900 bin ton soya girdi. 2005`te bu rakam 1.2 milyon tona çıktı. Bunlar ABD ve Arjantin`den geldi. Bugün mısırdan ve soyadan üretilen 800 çeşit GDO barındıran ürün tüketici sofrasına giriyor. Bisküvi, kraker, puding, bitkisel yağ, bebek maması, çikolata ve gofret gibi pek çok gıda ürününde GDO olmasına rağmen, tüketicinin bundan haberi olmuyor.`

Ne diyelim yalnız ve güzel ülkemin insanları domuz, grip ve organizma arasına bizi sıkıştıranlar utansın; hepinize afiyet olsun…

Kulak Küpesi: Taşa oturmuyoruz, uykusuz kalmıyoruz, ellerimizi güzelce yıkayıp mevsim meyveleri tüketiyoruz…

*Alıntı: radikal.com.tr


Ozan

Yazarımızı Tanıyalım!

Ozan Öztürk

Web5a.com İnternet Hizmetleri'nin kurucusu.




Bu içerik Ozan Öztürk tarafından 12 Nisan 2010 tarihinde sağlanmıştır.
Bu Sayfanın Kısa Bağlantısı (Short URL):    www.web5a.com/?p=276  

G.D.O. ile Benzer Yazılar:

12 Nisan 2010 Saat : 9:01

“G.D.O.” için 3 Yorum

  1. Müzeyyen diyor ki:

    Ananeniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, "Aman ananne be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Ananne rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef

    Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsunuz ya genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef

    Ve yine maalesef ki Mutfak genetiğimizi kaybettik biz

    Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

    Hurraaa diye köyden kente göçerken, dışarıda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

    Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

    Üç sorunda bu kadar güzel dile getirilir ama ne çare… ne kadar dikkat etsek de hastalıklar kapımızda. Bilinçli insanlarımız var elbet tıpkı yazıyı yazan ozzym gibi. Fikrine sağlık…ne de güzel demişsin:)

  2. Birsen Lale diyor ki:

    hem yazıyı hem yorumu beğendim bu kadar denk düşer fikirler, fikrinize sağlık gençler =)))

  3. Ozan diyor ki:

    Rica ederiz yaşlı :)

G.D.O. Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
reklam

Gözucuyla Bakılanlar

Firefox Eklentileri HBK blog Web5a.com Yenile
Login