Bir ülkenin toplumsal yapısı incelenirken degerlendirmeye alınan sınıflardan biriside o ülkenin genç kesimidir. Genç kesimde kendi içinde bazı alt sınıflara ayrılsa da geneli yansıtan bir yapı söz konusudur.
Ülkemizde yüze yakin üniversite, milyona yakin üniversite öğrencisi gençler var. Yani yüksek eğitim düzeyinde okuyan büyük bir toplum sınıfı. Alınan eğitimin nicelik ve niteliklerine girmeden şöyle yoğurdun kaymağını sıyırıyor gibi üsteki tabakayı alacağım mevzu bahsimi o tabaka üzerinden yapacağım.
Pek çoğumuz üniversite ortamlarını farklı alt grupların sosyal etkisi altında okuyoruz. Bu alt gruplar üniversitenin genel durumu, başarı göstergesi, bulunduğu il ve oradaki toplum genelinin sosyal-ekonomik gücüne göre evrimleşmekte. Doğru okudunuz “evrimleşmekte!”
Genel olarak rahatsızlıklarımın başında üniversitelerin bilim insani ya da yüksek öğrenim görmüş kimseler yerine etnik ve siyasi oluşumlara üye yetiştiriyor olması.
Gençlerin dünya veya devlet meselelerine kapalı hiç bir etnik ya da siyasi görüşü olmayan kimseler olmasından yana birisi değilim. Ben şunu söylüyorum; insan çok yetenekli bir ressam iken ayni zamanda iyi bir garsonda olabilir. Genç bir akademisyen ya da öğrenci iken iyi bir sempatizan olabileceği gibi, çok iyi bir bilim insanı da olabilir. Doktor, mühendis ya da bir uzman.
Ülkesini ve halkını gerçekten seven ve düşünen bir insan olmak demek, kendi ideolojilerini ya da fikirlerini insanlara dayatmak değil, çağın gereksinimlerine bakarak o ülkenin bağımsızlığa ve güce nasıl ulaşacağını düşünmek ve uygulamak demektedir.
Öncelikle bilim ve teknoloji üretebilmeli sonra siyasetimizle onu satabilmeliyiz. Ancak biz hiçbir şey üretemediğimiz gibi, iş bilmez siyasetimizle bile bile lades ediyoruz. Çünkü zamanında derslerine, bilime yönelmesi gereken insanlar 30 yıllık sloganlar atarak ders çalışmaya çalışanları rahatsız ettiği için ne iş bilen bilim insanlarımız çok, ne de iş bilen siyasetçilerimiz. Göz ardı edilen en önemli şey, siyasetin de bir bilim olduğunu unutmak!
Şöyle bir hayal kuralım; bu gün belediye başkanı olabilmek için şehir bölge planlama bölümü mezunu olma zorunluluğu olsaydı şehirlerimiz çok daha güzel olmaz mıydı? Sağlık bakanımız pek çok konuda uzman profesör düzeyinde bir doktor olsaydı, maliye bakanımız iktisat isletme mezunu yerine (ki bu bile zorunlu değil) finans uzmanı, ekonometri mezunu olsaydı, insanlar ne hastane sıralarında ölürdü nede B.D.D.K* diye bir kurum olur muydu?
Milli eğitim bakanımız pek çok orta öğretim kurumunda müdürlük yapmış, il milli eğitim müdürlüğü yapmış, eğitim fakültelerinde öğretmen yetiştirmiş bir hoca olsaydı neler değişirdi bu ülkede?
Sadece oturup az biraz düşünsek yaşananların ya da yaşanacakların ne kadar basit dönüm noktalarına dayandığını göreceğiz.
Bu ülkenin bilime, bilim insanına, iş bilen siyasetçiye, kültürlü ve okumuş insanlara ihtiyacı var.
*Bankaları Düzenleme ve Denetleme Kurumu
Meraklısına;
Yazıyı yazdığım tarih: 24 Ekim 2009
BİR ŞEY VAR BİLDİĞİMİZ, O DA HİÇ BİRŞEY BİLMEDİĞİMİZ!
Evet her şey değişiyor, hem de bilinçsizce ve bizde birey olarak olmasını istediklerimizin
Hayal kırıklılıklarını yaşıyoruz çoğu zaman. Çağın gereksinimi olan teknolojiyi, bilişimi yada gelişimi kabul edememişimizden mi yoksa ayak uyduramamışımızdan mıdır bilemiyorum ama toplum olarak saçma bir kısır döngü içerisindeyiz. Ve maalesef bu uzun yıllar böylece sürüp gidecek!
Ama ümit ediyorum ki bu gidişatın ‘farkında’ lığına varacak gençler yetişecek.Bunlardan bir tanesini tanımak bile çok güzel. Hayal şu ki bu gençlerden çok çok olsa da ve herkes ‘ben’ kadar mutlu olsa…
Açıkcası yazılan cümleleri bir araya getirdiğimizde hayatımızın zor olduğunu yansıtan kaosların ne kadar fazla olduğunu görüyoruz.
İçler acısı halimizi kendimiz görsek de elimizden fazla bir şey gelmiyor. Nedeni yöneticinin yönetimi ile ilgili sıkıntıların her ne kadar halkımız bunu anlamasa da bunu göstere göstere bizlere olumsuz şekillerle yaşantımıza ulaşması…
Yeni gelişen gençler çok zeki , pratik yöntemler uygulayarak tüm çözüm yollarını zaman kaybetmeden uygulamaya geçirebiliyor.
Yani anlaşılan yeni nesilin üreteceği ve sunacağı , proje ve planlar Türkiye için çok önemli…
Paylaşım için sağol Ozan…
Değerli vaktini ayırıp okuduğun için ben teşekkür ederim.
"Ülkesini ve halkını gerçekten seven ve düşünen bir insan olmak demek, kendi ideolojilerini ya da fikirlerini insanlara dayatmak değil, çağın gereksinimlerine bakarak o ülkenin bağımsızlığa ve güce nasıl ulaşacağını düşünmek ve uygulamak demektedir."
Favori cümlem çok doğru yerinde gediğinde….