fark ettim ki gözlerim gözlerine hasretmiş
denizin kıyısının özlediğim rengi seninmiş
dalıp gitmek istedim.. lakin cesaretsizliğim dinmemiş
bakmayaysa korktum, olur ya boğulurum.
…
fark ettimki hasretmişim korunmaya
birinin omzunda ağlamaya, çocuklaşmaya…
muhtaçmış başım göğsüne yaslanmaya.
…
fark ettimki küçücük yüreğim büyürken senden önce, bedenime yetişememiş
hala sıcak bir el, bir bakışa kanmaya hasret, her çocuğun kanışı gibi korunduğuna
…
fark ettimki ellerimi tutmana ihtiyacım varmış
çok üşümüşüm gecelerde
…
fark etttimki geç gelmişim sana
gitme vakti dayandın kapıma
ne ev de yokum diyebildim ne de buyur edebilirim
…
fark ettimki bekledikçe gelmediğinde
aradıkça bulamadığımda
özlemim dinmediğinde
acıyan ben olacakmışım
bu .., bu her ne ise sonunda ben yanacakmışım
…
fark ettimki olmanı istemem ne kadar derinse
bilmediğim geleceğe korkum o kadar büyükmüş
ve ben
fark ettimki, ben sevmeyi beceremeyen olarak kalacakmışım…
brsnll
Eyvahlar olsun düşmandan tırsıp teslim bayrağını çekmiş asker gibiyim. Ne yazık ki ortada saldırı yok sanırım gördüğüm arkamdan vuran batan güneşin yansıttığı gölgem, eminim o seslerde ayaklarımın altındaki çalılardan çıkıyordur. Tozu dumana katmaktır derler ya önemli olan, amanın ben kasırga yaptım herkes kaçtıda ben o afetin içinde kendi yaratıklarımla mı kaldım?
Ne yaşandı pek bir fikrim yok, hala düşünüyorum ne oldu diye neden durdum pek çok şey için, cevap bulamamak ve aklından “neden” sorusunu atamamak öyle acılı bir işkenceymişki yeni anladım.
Pek düşündüğüm söylenemez, hatta üstüne kafa bile yormuyorum diyebilirim sorun sanırım sadece şımarıklığım. eee ne zaman büyüyeceğim ben? Sanki hiç çocuk olmadım, sanki hiç oyuncağım olmadı da hayat benim için bir oyun.. ee oyun koskoca hayat olunca malumat oyuncakta iş, aş, arkadaş derken genel itibariyle yaşarken elde ettiklerim. Ah ben neler elde etmedim ki, işte sorunda bu ya her ne istesem olduruyorum (nasıl bir kelimeyse bu lugatta var mıdır acaba, her şeyi kendimize uyduran bizler bunu ne ara uydurdukki). ha ne diyordum olduruyorum, her istediğini aldıran çocuğun yaptığı gibi sıkılıp bir kenera atıveriyorum herkesin ağzı sulanarak baktığı yıllarca çabalasa ancak birini elde edeceğini oyuncakalrımı. Aman ayıp olmasın saymayayım ama şu ara elimi bir şeye vurmamam sıkılmışlığımdan ama inanın değer veriyorum bütün oyuncaklarıma o yüzden zorla oynamaya çalışıp sıkıntıdan kırmaktandasa elimi bile sürmeyip gözümün önenden kaldırıyorum. Kaldırıyorum ki yoksunluk ya da en son teknoloji ile çıkan oyuncaktan da sıkıldığım anda piyasada ürün kalmazsa bana hitap eden hevesle elimi atayım eskilerin arasına, doyasıya özlem gidereyim diye.
Evet yaramaz ve bencil bir çocuğum ben kabul, ama kimsenin camını kırmadım kimsede oyuncaklarıma laf atmasın, evet elime kalem alamıyorum ama özlemek istiyorum anlayın ya da anlamayın (anlatanda kabahat zaten) ama şevkle okumazsam kitabımı söker atarım, aşkla bakmazsam her oyuncağıma oyun oynayamam rahat bırakın beni oyundan çıkma yaşım gelmedi daha, ölümden korkuyorum hala..
Hep kanatlarım olsun istemiştim istediğimde beni uçuracak gizli ama görünür, esrarengiz ama endişesiz, korkulu ama sakin. Ben mi beceremedim kanatlı melek olmayı yoksa kimseye mi kısmet değil bilinmez ama uçacağım yakında göklerde. Kısmette yokmuş bulutlarla dans etmek ama camın ardından izlemek de bir şeydir yağmuru hiç görmeyene ömründe..
ee neresi olmuyor demeyin sakın, ben bilsem şaşırımıyım hiç “noluyoo lan” diye. Valla bir yer olmuyor orası kesinde neresi olmuyor fark edemedim. KAYIP ARANIYOR, nolduğunu bulan bir zahmet zatı şahanelerime haber etsin.
Hürmetler, saygılarımla
brsnll
Kalbimin biraz altı, sanki bir yumru geldi boğazıma dayandı. Acıyı diliyor yüreğim ama garantici zarar gelmemeli fakat bunuda yaşamalı; oyun gibi, yaşamda acı üstüne oyun olur mu ki..
Ayna dostum, muhteşem sırdaşım yüreğim seninle çarpıyor, kalbim yanıbaşında atıyor, sensizliğin hayali ruhumu boğuyor.. sadizmden mazoşizme geçmiş bir beden benimki, yokluğunu hayal edip kavrulan bedenime eziyetin içinde zevk veren hücrelerin dansı bu.. biraz paranoyak biraz şizofren belki..
Yokluğunu hayal ediyorum asla seni bulamamayı, bir daha dokunamayı, geceleri; gelecekten, yaşamdan her korktuğumda seni arayamamayı hayal ediyorum.. ürküyorum ayna dostum sensizlik beni ağlatıyor ama sadece gözlerimden gelmiyor; kalbimin tam altı , işte orda çöreklenmiş bir sancı sensizliği hayal edip acınla ağlayan gözlerim bir yumru inmiş boğazımda konuşamazken parmaklarımı çalıştırıyor..
GİTME gitme bu sahtekar dünyada beni bensiz bırakıp gitme! Yok olman ne senin acına ilaç ne de var olman sana bir umut..
Düşüncem yok, düşüncem dalgalı, gelmiyor ardı arkası. Hissettiğim görülür mü, anlatabilir miyim hissimi?.. Akmıyor işte sözlerim, yazılmıyor korkum özlemim, ağlamak istiyorum gecelerde sensizliği düşünüp ağlamak, hayalimde kalsın korkum ben korktuğumla kalayım ben acını çekeyim ama sen, gitme..
Acını anlayamam acımı anlayamadığın gibi, ama derdimi de paylaşamam derdini paylaştığın gibi..
Sana baktıkça beni gördüğümden bu korkum bu gidişin dönüşü yok dostum!
GİT eğer huzur buysa git ama beni bırakıp gitme!
brsnll
hep korkulan başa gelir derler, beynin bir oyunudur yaşam, aslolan aslında sadece düşünlerimizdir, düşünüme engel olamadım, gitti… yok olmasın istedim düşümde yaşadım benden gitti ama, burda kaldı…
Her insan hayatındaki herhangi bir şeyden deliler gibi pişmanlık duyar.
Herkes yalan söylüyor, kim demiş ben hiç pişman olmadım diye, yalanın o kekremsi kokusu buraya kadar duyuluyor, hele asla olmadım derken çıkan o çığlık sanki kulakları tırmalayıp yırtmak ister gibi, ister çünkü bir gün pişmanlıktan hıçkırıklarla ağladığında kimse duymamalı, öyle değil mi?
Bir anlık aptallık kim bilirdiki bir ömrü çalsın senden, hadi saçmalama ömrün elinden gittiğinde hala bir aptal gibi asla pişman olmadım mı diyeceksin.. hah ancak gülerim ben buna..kimden kaçıyorsun kendinden mi seni yargılamasından korktuğun insanlardan mı?
Pişman olmamayı bir erdem sayanlar bilmezlerki yapılan hatanın ardından utanç duyup pişman olmamak sadece korkaklıktır.
İtiraf et! korkaklığı yaptıklarının cezasını nasıl ödeyeceğini bilemeyen insan, “yaptım ama mesudum” der.. yalancı yalancı korkak! Saygınlık kazanmaya çalışırken boğazına sıkıca yapışmış vicdanından mı kaçmaya çalışıyorsun.. kaç kaçaksın sen kaç verdiğin eziyeten, ağlattığın insandan, hakkını yediğin bebekten, cehennemin kapısında beklerken sırf sana acımasınlar en azından utanç duyma diye kaaaaaaaççç
Gülümsüyorum pişman olmadım hiç diyenlere alay edercesine gülümsüyorum, insanın kendine bile yalan söyletecek kadar korkması ne acı… umarım bir gün korkmaktan korkmamayı da öğreniriz.
brsnll
yüreğin acıdımı hiç senin? gözünden ılık yaşlar düştü mü istemsizce..kimseye ait olmak istemedim, hissetmeyide kabullenmedim. hangi hissiyat olursa olsun hissini kaybettiğin gün yasın olur, yas; uzun, soluksuz, kelimesiz bir boşluktur..boşluktayım bugün, artık hep bugünüm var..dünümün acısının yanına usulca uzanmış bugünüm, yarınıma tecavüz etmek için bir savaşta..ama yarınlar benim, ben yarınım…….
haykırmak istiyorum ağlamak bağırmak.. ağlıyorumda..bağırıyorumda ama ne sesimi duyan var ne gözyaşlarımı gören…kimse görmesin gözyaşlarımı kimse hissetmesin acımı. Ben haylaz bir çocuk, kimse sıvazlamasın başımı sadece oyunlarımda kırdığım vazonun hesabını sormayın bana.. istemedim bende böyle olmasını amacım mutlu olmaktı neşeyle; eğlenmek çoşmak mutlu olmak kim bilirdi ki sonunu
elimi uzatmaktan yoruldum, ellerini tuttuklarımın bir gün bırakırmı korkusundan
anlamak en acı his..anlamamalı bilmemeli asla bilgeliğe özenmemeliymiş hayatta
yersiz yurtsuz olmak benimki
ne bir geçmişim var ne de bir gelecek
anlamak istemiyorum sizleri, rahat bırakın beni.. nice aptal gibi yaşamak, sadece yaşamak olsun benimki..
hayat herkese ölüm vaat etti, kimisi bildi öldü kimisi güldü öldü.. gülümse İnsaN
acısanda bir sevinsende. bak toprak sana hasret, sana aç nasılda özlemle vuslatı beklmekte.
ÇÖMEZ sordu hocasına ” -üzülme ne çeksen unutursun, çok sevinme ne bulsan kaybedersin yaşa dilediğince nasılsa hep affedilirsin- dersinde sen niye böyle dertlisin?”
HOCA “ben cenneti de gördüm cehennemide ama cenneti anlatmayı cehennemi çekmekte buldum.”
brsnll
Elimi kanatırcasına çekti aldı elimden ekmeğimi sadece kendi yedi doyunca artanını değil bana vermeyi başımda bekleyen köpeğe bile vermedi.
Karanlıktan korktum kimi zaman güldü eğlendi. Kaçmaya çalıştım aydınlık aradım hemen bir mum yaktı .. ben seni çok iyi niyetli sandım ama sen beni ne karanlığa gömüp kurtuluş kaçışıma izin verdin ne de aydınlığı gösterip bir daha asla sana dönmememe fırsat…
Evrenin insanı benle sen arasında fark varsa bil ki sadece yaşanmışlıklarımızdan, ben sana her ne olursa olsun uzatırım elimi korkma benden korkma.. ben vicdanla büyüdüm düşenle kalmayı bildim… gel varlığımızla ışıldayalım benim yok oluşumun sana faydası yok aslında…ben inanırım saf değilim ama güven sahibiyim, benim toprağımda “ne olursan ol gel” yazar.. ben inanırım, ne olur beni kandırma!!!!
Birçok kişinin avatarı izlediğine eminim peki acaba benim gibi izleyen kaç kişi var? hayır bundan emin olmamamın sebebi arkadaşlarımla gittim ve beğendiklerini söyleyemem onlar da haklı, çizgi filmin uyarlanmış halini görmek istiyorlardı. Asıl konu ben ne hissettim ve nasıl bir dünyaya girebilirsiniz avatarla..
Filmin başlarıydı bir replik beni etkiledi ve incelemeye başladım “saçlarınıza tüylerinize dokunmayın kör olursunuz?” kesin bunlarda bir şey var ama ne diye izlemeye koyulurken kastedilenin aslında görmemek olmadığını fark ettim hermeneutiğin bana uzak gelen dünyasına ilk adımımı atmıştım, zaten bu adımı atmak zorundaydım ben bir felsefeciyim ama hep sıkılışım vardı, beni bir anda o girdaba sokabilecek bir şey olmalıydı ki işte “I see you” girdaba attı ve gitti. Ne kadar mantıklı değil mi seni görüyorum ama asıl durum görmek değil. Kast edilen aslında anlama. Nedeni basit:
Na’vilerin beyin sapına bağlı nöron vari uzantıları var ve bu uzantılar kuyruk sokumuna kadar uzuyor ve bunu korumak için saçlarıyla sarmalamışlar. Beynin yapısını bilen varsa biraz, nöronlar, aksonları dentritleri kullanarak etkileşim sağlar ilerler falan filan biz aslında beyinde anlamlandırırız ve bu etkileşim sayesindedir, bu gibi bir takım faaliyetler içindedir beyin.. İşte na’vilerde de biz nasıl ki dokunarak görerek duyumsuyoruz onlarda boyunlarının üst kısmından çıkan uzantıyla etkileşim sağlıyorlar tüm mekanlarıyla.. Bir atla, kuşla etkileşime geçmek için onların beyinlerinin uzantısını kendi uzantılarıyla bağlamaları gerekli, bu yolla hayvana komut veriyorlar.. daha doğrusu beyinle istediklerini hayvanın anlamasını sağlıyorlar..Film de kullanılan görme kısacası anlamaya dayalı. Yaşam, beyinlerinden çıkan uzantı onların hayat kaynağı, iletişim yolu..ben eminim ki çok sığ anlattım olayı, pek beceremem zaten yazmayı ama film izleyicilerinden beynin yapısını aşağı yukarı bilenler ne demek istediğimi çözmüş olmalı.
Bir diğer durumsa felsefi antropoloji teorilerinden “biyolojik teoriyi” destekler bazı kareler fark ettim ama bu asla biyolojik teorinin haklılığını savunduğum için değil sadece bunu fark ettim. Nedir biyolojik teori: insanın bir eksiklikler varlığı olduğunu savunur, O organ ilkelliğine sahiptir, mesela bir çita inanılmaz hızla koşabilir, bir kartal metrelerce yükseklikten aşağı bir dürbün kullanıyor gibi net görebilir, ya da başka birçok hayvanın kendine özel ve çok gelişmiş bazı özellikleri vardır her biri birbirinden üstün bazı yetilere sahiptir. Ancak insanda hiçbir üst güç yoktur zaten insan embriyal dönemini tamamlamadan doğmuş bakıma muhtaç bir varklıktır, bir at yavrusu doğar doğmaz yürümeye başlayabilirken, insan yavrusu en az 12 ay sonra ayağa kalkabilir. ayrıca hayvanlar iç güdüleriyle kendilerini kontrol edebilirker, örneğin büyük bir köpek küçük köpeği kovalarken eğer küçük köpek yere yatıp boynunu uzatırsa büyük köpek ona zarar vermez. İşte devreye iç güdüleri girer. insanda böyle bir mekanizma olmadığı için o eksiktir ve nerede duracağını da bilemez bu yüzden insan bu eksikliği rayonalitesini ve ahlaki özelliklerini geliştirerek sağlamaya çalışır. Yani insan aslında eksiklikleri sebebiyle şimdiki insan olmuştur. Eğer eksik olmasa güçlü olmak için başka şeyleri kullanmaya ihtiyacı olamayacaktı.
Peki filmde bunu nasıl anladın derseniz çok basit Amerikalıların hayvanlarla savaşırken bile giydikleri kıyafet acziyet göstergesi değil mi? eğer insanlar bu kadar güçsüz olmasalar neden bu denli zıhla donatsınlar kendilerini..
Film bunu anlatıyor ya da ben bu görüşü destekliyorum diye bir şey söz konusu değil, sadece bu durumu fark ettim o kadar ve paylaşmak istedim.
Emin olun sosyolojik açıdan da bir sürü çıkarım yapılabilir, ama sanırım pek derine dalmamak lazım. Küresellşeme dünyasında film sektörünün gücünü biliyorsunuzdur, soğuk savaşın nasılda gerçekleştiğini, ve amerikan filmlerinde işlenen konuların bir müddet sonra haberlerde duyulduğunu, bunlar afaki komplo teorileri değil sadece fark ettiklerim, biri yanlış yorumlamışsın diyebilir ama bu bir yorum da değil.
İlgimi çeken olay Amerikalılar yeniliyor.. acaba bundan ne sonuç çıkarmak gerekir;
1) evet dünyanın içine ettik gidip yeni bir dünya bulalım aman tanrım onu da yok edecekler uyanın insanlar doğa değerli
2) amerika yerlilerle bile başa çıkamıyor sanırım çökme dönemine girdi, ee filmler bir müddet sonra gerçekleşiyorya ![]()
3) düşün karar ver ve başar, hangi durumda olursan ol ne kadar güzsüz olursan ol eğer sahip olduğuna sahip çıkarsan ve kendine inanaırsan önünde engel kalmaz. bakınız kurtuluş savaşı
Aslında avatar hakkında daha çok şey yazabilirim ama her şeyi anlatmam doğru olmaz bütün “gördüklerimi”:)[ sanırım ne demek istedğimi anladınız] paylaşırsam bana bir şey kalmaz. ama son olarak şunu da bilin isterim ki insan felsefesinde insanın ne olduğuna dair, aslında “bizi ne insan yapıyor”a dair bizim özümüze dair bir sürü teori vardır yukarıdaki biyolojik teori bunlardan biriydi. benim burada gördüğüm olaysa bambaşkaydı bir ruh değişimi var farkındaysanız ama bu ruh bizim bildiğimiz ve acaba anlamlandırdığımız ruh mu? insan bedeninden beyin sapından, veya başka bir nokta orası o kadar açık değil, bir şey alınıyor ve avatar bedene geçiyor. Burada bana büyülü gelen şey hala aynı insanın söz konusu olması ama bu ruh olamaz acaba Descartesin dediği kozalaksı bez, işte o noktadan mı alındı (ki sanmıyorum burada Descartesin bir fonksiyonu olduğunu ama akla geliyor), Descartes da o nokta bir bağlantı noktasıdır buradan bir alım olamaz, olsa olsa ruhtan bir alım olabilir, ama bence o ruh değil işte adamların neyi düşünerek bunu yaptığını bilemem ama benim aklıma bambaşka şeyler geliyor, burada şu an anlatamayacağım ancak yıllar sonra işte ben bunları düşünmüştüm hissettimmiştim değidim şeyler olacak, mesela askerin son repliği etkileyiciydi “kendi ırkına ihanet” etmek işte bence büyülü olan burası..
İnsan olmak sadece bir beden olmasa gerek öyle değil mi
ve sadece akıl, sadece ruh, bambaşka bir sihir daha var
ben bir şeyler buldum ama anlatmaya yetkim yok daha doğrusu gücüm, insan hissetiğini aktarabildiği zaman, dili etkin kullanabildiği zaman, ne düşünüyoru tam olarak söyleyebildği zaman ….. tamamlayın gerisni üzgünüm benim anlatma yetim henüz oluşmadı.
Sana hasretim, sana muhtacım ama seni istemezim de bugün
Rengim siyah…boşluk bu
Kimsenin dolduramayacağı, bir kimseye hasret boşluk
Ben yokum
Yokluğuma hüznüm, yok oluşuma ağlamam bugün
Ağrılı, sancılı, hafif müzikli bir ritimle derinleşişim bugün
Kimsesizim bugün
Elimi tut isterim
Sımsıkı sarıl hiç bırakma isterim ama, bugün değil
Bir gün gelsin al kollarına tüm varlığımı yaşat isterim
Vakti geldiğinde sarıl bana
Acılarımı al uçurtmalarla uzaklara yolla
Ellerinle ellerimi öylesine sarmala öylesine sarmala.
Üşümesin ruhum gözlerini gözlerimden Sakın ayırma
Gözlerime bir kez baktığında bir daha büyüsünden kurtulamazsın bunu anla
Ya fazla yaklaşma ya her baktığında aşkın eziyetine kendini hazırla
aŞk..
Ne cismâni, ne manevi, ne ruhâni
Her şeyde var olan sadece aşkânî…
Sana değil aşkım
Sensizliğe olsa gerek yakarışım
SeNsiz olmakla beslenmek var bugün
aŞkım, aşk dediğin senin bildiğin değil bugün
Bugün ben başkayım
Sen başkasın bugün..
Hayatımın kesiti düşündüklerimin kırıntısı, bir bakayım istedim nasıl çıktı bilemedim ilk defa bu kadar paylaşmayı diledim!
Her şey bitti dediğim anlarda yeni bir umut kapısı açıldı hayatımda, yalnızlığın kuru ayazından üşümüş ellerim her defasında sımsıkı sarıldı uçurumun kenarındaki tek ağaca… Tutunarak çıktı yukarı bedenim ‘elini uzatır mı acaba biri?’ diye bekleyen gözlerim sadece kendine döndürdü bakışlarını birkaç deneme sonrası, ruhumda yeniliklerin huzuru, muzip yaramaz çocuk halleri ufacık bir şekere gülümseyen bakışlarım kirlenmişliklerini uçurumdan çıkarken unutuverdi:) yeni hayatında tüm iyimserlikleri kucakladı…
Her defasında farklı yüzler farklı zihinler tanıdı bu beden hepsinden bir şeyler öğrendi yeniden doğdu yeniden doğanlara yardımcı oldu. Şimdi kaç yaşındayım bilemem çok hüzün gördüm inanılmaz sevinçler yaşadım ama en büyük kazancım sevinçleri canlı tutmak hüzünleri anlamlandırmamayı öğrenmek oldu ve hayatta en değerli benmişim, biraz narsislikle biraz bencillikle suçlandım, ama ben olmazsam eğer ben var olmazsam ne anlamı kalır… Bana ben gibi bakan yüzlerle var olmayı da öğrendim, birisini sevmenin sihrine bıraktım kendimi sihrim diyebileceğim insanlarla yaşamaya başladım.
En değer verdiğim ey dost, hayatımdaki peri, ben senin keşfini çoktan yaptım ama seni teşhir edip benden gitmenden korktum ama artık bilsin herkes sensin benim dünyadaki umudum, sensin benim uçurumun kenarındaki ağacım, sensin benim düşmüşlüğümde yandaş, uçmuşluğumda yoldaş…
Hayatta bir rol verilmişti ya bana da, ben kendim çalıştım. Tek başına prova aldım. Ne bir yönetmen ne de başka oyuncu vardı. Çığlık çığlığa haykıran sessizlik de aklım karışmasın diye kulaklarımı tıkadım, olur ya izleniyorumdur diye gözlerimi kapadım. Aniden sahneye itiverdi biri beni haydi senkron tuttur bakalım… Ama ben başardım. Şuan hayatta bir çok kişinin isteyeceği yerde ama kimsenin istemeyeceği bir çabalama noktasındayım. İşte beni ben yapan bu çabalar; çabaladıkça başarmalar.
Bunları hayata göz kırparak kendime inanarak yaptım evrene olumlu mesajlar yolladım o da bana istediklerimi… Peki, şimdi bitmişlik mi var? ASLA, yeni çıktım ben bu yola kendime inanmayı öğrendim ben daha…
brsnll
22 Şubat